Yalnızlık Psikolojisi Nasıl Atlatılır?

“Hissettiğim derin yalnızlık duygusu beni depresyona sürüklüyor olabilir mi?” sorusunu son günlerde daha sık duyuyorum. Derin yalnızlık duygusu ve eşlik eden diğer olumsuz hisleri üzüntümüzü ve içsel acımızı şiddetlendiriyor. Depresyonumuzu tetikliyor da olabilir.

Yaşamımızın belli dönemlerinde tek kaldığımız, yalnız hissettiğimiz olmuştur. İlkokula yeni başlayan çocuklar bir anda anne ve babadan ayrı, tek başına kaldıklarını fark ederler. Benzer şekilde, yeni bir işe girdiğimizde, ekibe bizden önce alınmış olan diğerlerinden sonra katılmış olmamızın etkisiyle tek olduğumuzu ve yalnızlığımızı hissederiz.

Teklik (Tek Başına Olmak)

Teklik ya da tek başına olma durumu, çoğu insanın yaşamının önemli bir özelliğidir. İnsanoğlu doğarken anne rahminden dünyaya gelirken duygusal anlamda tek başınadır. Yaşamı boyunca da çoğu vaktini tek başına geçirir. Elbette sevdikleri, anne babası, eşi, evlatları vardır ve onlarla zaman geçiriyordur ancak kişinin en yakınında olan kişi yine kendisinden başkası değildir. Düşünme eylemi kendi kendimizle konuşmamızdır. Kendimizin dışında ikinci bir insana ihtiyaç duymadan sohbet edebilmemizi sağlayan şey düşüncelerimizdir. Tek başına olma halimiz, kendi üretkenliğimize ve yaşamda mutlu olma yollarını keşfetme becerimize bağlı olarak bizim için çok keyifli olabilir.

Bazı insanlar sevdikleriyle yaptıkları etkinliklerin dışında tek başına da eğlenmektedirler. Tek başına sinemaya giderler, tek başına müzik dinlerler, tek başına sevdikleri filmleri izlerler. Tek başına olmak olumlu anlamdadır. Yaratıcı bir ruha sahipsek tek başına olmanın tadını çıkarabiliriz ve büyük keyif alırız. Yaşam felsefelerinde işlevsellik bulunan yaratıcı kişilerin diğer insanlarla bir aradayken de keyif aldıklarını görürüz. Dahası, tek başına kaldıkları zaman kendilerini kötü hissetmediklerini görürüz. Tam tersine, tek başına kaldıkları zamanları da en iyi şekilde geçirme çabasındadırlar ve bu sebeple tek başına olma fikri onlara mutluluk verir.

Tek başına olmanın olumlu özelliklerine karşın yalnızlık ve dışlanma kavramlarının olumsuz özellikleri bulunduğunu görüyoruz. Kelime olarak tek başına olmak ve yalnızlık sanki aynı şeyi anlatıyor gibi dursa da aslında farklı anlamlara sahipler.

Yalnızlık Psikolojisi

Yalnızlık, yukarıda ele aldığımız tek başına olma halinden çok daha fazlasını içeren bir kavramdır. İçerdiği özellikler sebebiyle yalnızlık çok daha karmaşık bir kavrama dönüşür. Olumsuz özelliklerle yüklü, olumsuz bir kavram ve insan psikolojisi üzerinde olumsuz etkileri olan bir yük. Tek başına olma durumundan bahsederken “tek başına olmayı çekmek” gibi bir şeyden söz etmeyiz. Konu yalnızlık olduğunda ise “yalnızlık çekmek” ten evrensel olarak tüm toplumlarda bahsedildiğini görürüz. Yalnızlığı çekilmesi çok zor olan bir çile gibi görmemizdeki nedenlerin başında, insanların yalnızlık çekerken, çektikleri yalnızlığın içine baktığımızda karşılaştığımız şeyler bulunur. İzolasyon, dışlanma, boşluk, anlamsızlık, güvensizlik, değersizlik.  Tümü de olumsuz olan ve kişiye acı veren hisler ve duygular olmaktadır.

Dünyadan ve çevresindeki insanlardan izole olma hissi, yalnızlığı tek başına olma halinden ayıran önemli bir özelliktir. Daha önce de değindiğimiz gibi, tek başına olma durumundaki insan durumundan memnunken, yalnızlık çeken insan acı çekmektedir. Bazılarımız çektiğimiz bu yalnızlığı yenmek için belli yol ve yöntemler geliştirirken, bazılarımız da yalnızlığın inciten, acı veren hislerine yenik düşüyor, perişan oluyoruz. Daha da kötüsü, herhangi bir çıkış yolu bulamıyoruz.

Dışlanma Hissi

Dışlanmak da aynen yalnızlık gibidir. Yalnız hissetmekle dışlanma hisleri birbirine çok yakındır. Bu iki kavram da, sosyal bir durumu anlatsa da aslında gerçekte hem yalnızlık kavramında, hem de dışlanma kavramında durum tümüyle duygusaldır ve duygusal bir yaşantıyı anlatır. Görünürde yalnız kalmış ve dışlandığını hisseden bir insan vardır ancak derine inildiğinde, o insan tanındıkça kendi içinde hissettiği yalnızlık ve dışlanma hislerinin nasıl duygusal bir temelde gerçekleştiği fark edilir.

Kişinin kendi duygu dünyasında, içinde hissettiği dışlanma hissi, bir yönüyle onun güvenliğini koruma rolü oynar. Bir şekilde insanlardan kopma, dünyadan ve insanlardan izole olma hislerini fark etmesi, onun samimi, gerçek ve içten insan ilişkilerine olan ihtiyacını hatırlatması yönüyle yararlıdır. Ona bir ihtiyacını hatırlatır, dikkatini çeker. Dışlanma hissinden, sosyal izolasyondan ve duygusal izolasyon hislerinden kurtulabilmesi için gidilmesi gereken belli yollar vardır ve bu yolların tümünde kişinin kendi gayretleri ölçüsünde yol alınmaktadır. Tekliğin, tek olmanın keyfini yaşamak ve yalnızlıkla dışlanma hisleri ile başaçıkmak konusuna yazımızın ilerleyen satırlarında geleceğiz.

Yalnızlık ve Dışlanma Psikolojisi

Yalnızlık ve dışlanma hisleri, etrafımızdaki çok sayıda insana ve sosyal ağlarda yaptığımız onca konuşma ve mesajlaşmaya rağmen bazılarımızın çok yoğun hissettikleri ve belli bir noktadan sonra artık kurtulmak istedikleri acı hislerdir. Yalnızlık ve dışlanma psikolojisi, sosyal ağlarla, eşle konuşmakla, işyerinde arkadaşla konuşmakla geçmiyor. Geçmesi için ihtiyaç duyulan şey en başta iletişim Ancak bizler, teknoloji çağı insanları olarak konuşmakla iletişim kurmayı bir ve aynı sanıyoruz. Peki gerçekten öyle mi?

2008’de Üsküdar’da

Yanılmıyorsam 2008 yılıydı. O zamanlar Üsküdar’da oturuyordum. Kiracı olarak oturduğum evin sahibi değerli bir insandı. Hak ve hukuka dikkat etmesi, özenli davranması bende ev sahibime ve onun ailesine güven yarattı. Ben haftanın 6 günü çalışıyordum ve kalan 1 gün olan pazar günlerini de ailemle ve arkadaşlarımla vakit geçirebileceğim şekilde planlıyordum. Çok değerli arkadaşlarım vardı, hepsi de iyi insanlardı ve yalnızlık çekmiyordum. O zamanlar bekar olmam sebebiyle, akşam eve ulaştığımda tek olmanın, tek başına vakit geçirmenin keyfini çıkarıyordum.

Tek olmanın keyfini çıkarıyordum ve hiç yalnızlık çekmiyordum ancak her akşam eve geldiğimde tek olmak bazen benim sıkıldığım bir durum oluyordu. Tek olmaktan doğru sıkıldığımı hissettiğim bir kış akşamı, İstanbul’un her yanını karla kaplayan ve yolları kapatan buz gibi soğuk bir kış günü kapım çaldı. Kapıyı çalan ev sahibiydi: “Serhat bey, çay demledik müsaitseniz, zamanınız varsa sizle sohbet etmek isteriz” dedi. Ev sahibim olan aile benle aynı apartmanda oturuyordu ancak hem onların yoğun çalışması, hem benim yoğun çalışmam nedeniyle onlarla sohbet etme fırsatımız olmamıştı.

Misafirperver Komşularım

Misafirperver insanlar olduğunu bildiğim, ancak hiç tanımadığım bu insanlarla sohbet etmenin keyifli olabileceğini düşündüm. “Müsaitim, sizin için uygunsa 10 dakika içinde gelebilirim” dedim ve o da “Olur, bekleriz” diyerek ayrıldı. Evlerine gittiğimde evin babası, annesi ve kızları beni karşıladı. Onlarla çay eşliğinde sohbet ettik. O gün onlarla o kadar çok konuştuk ki. Sohbet hiç bitmiyordu, sürekli akıp giden bir sohbet vardı aramızda. Sessizlik de bir iletişimdir ancak biz orada hiç sessiz kalmamıştık. 3-4 bardak çay içtikten sonra müsade istedim çünkü saat 23:00’e geliyordu. “Serhat hocam bırakmayız, beraber meyve yiyeceğiz” daha sonra “Kuruyemiş yiyelim” gibi, Anadolu insanının misafirperverliği ve ikramı bol ağırlaması ile sohbetimiz de devam ediyordu. Bu sohbet sürerken benim dikkatimi çeken, insanların iletişime ne denli aç olduklarıydı.

Sohbet keyifliydi ama insanlar sohbet etmeyi ve konuşmayı, ya da bir psikoloğu dinlemeyi değil de iletişim kurmayı özlemişlerdi. Ben de kurduğumuz iletişimden keyif almıştım. Sohbetimizin bir çok yerinde ev sahibi “Serhat hocam iş yerine gidiyorum insanlarla selamlaşıyoruz konuşuyoruz ama bir yerde iş yeri olduğu için tekrar çalışmaya dönmek zorunda kalıyoruz” demişti. Aslında söylemeye çalıştığı şey şuydu : “Serhat hocam iş yerinde iş arkadaşlarımızla hiç iletişim kurmuyoruz. Sadece konuşuyoruz ve birbirimizi dinliyoruz ama bu konuşmalar çok yüzeysel, konuşmaların  hiçbiri iletişim değil bu yüzden de hiçbirimizin iletişim kurma ihtiyacını gidermiyor”. Gerçekten de öyleydi. Hepimizin ihtiyacı olan iletişim kurmak ve bağlantıda olma ihtiyacımızı görmezden gelerek yaşıyorduk.

İletişim Kurma İhtiyacımız

Hepimiz bu bağlantıda olma, iletişim kurma ihtiyacını gidermek için belli şeyler yapıyoruz. Bir çaba içine giriyoruz ve bazen de çaba göstermeyi bırakıp pes ediyoruz. Yanımızda yöremizde çok sayıda insan varken yalnızlık çekmemizi engelleyici hiçbir şey yapmamayı tercih ediyoruz ve kendi içimize kapanıyoruz.

Yalnızlık hissi artarak şiddetini daha belirgin hale getirdiğinde bir yandan da dışlanma ve izole olma hisleri bu yalnızlığa eşlik ediyor. “Yapayalnızım”, “Ben bir hiçim. Baksana herkesin ailesi, sevdikleri, dostları var bense kenara atılmış, yıkılmışım”, “Beni bu dünyada hiç kimse tanımıyor. Benim ne ya da kim olduğumu hiç kimse bilmiyor”, “Kimsesizim ve hiç kimseyim. Ne bir vardığım, ne de kişiliğim var. Dışlanmış bir uzaylı gibi hissediyorum sanki bu dünyadan değilim”, “Kimse tarafından kabul edilmediğime ve dışlandığıma göre demek ki ben tuhafım, diğer insanlar gibi değilim bu yüzden anormalim”.

Bu düşünceler, yalnızlık hissinin diğer tüm olumsuz hislerle birlikte dışlanma hisleriyle karışıp kişiye acı verdiği zamanlarda bu kişilerin aklından geçen düşüncelerdir. Düşüncelerimiz kendi kendimizle yaptığımız konuşmalardır ve buradan hareketle, yalnızlık çeken ve duygusal ya da sosyal dışlanma hisseden kişilerin kendileriyle konuşmalarına baktığımızda aslında kendilerinden uzaklaştıklarını görürüz. Kendileriyle konuşurken uzak, soğuk ve duygusuz bir yaklaşımla konuşurlar. Bir dost gibi, yakın bir arkadaş gibi konuşmazlar.

Yalnızlık ve Dışlanmanın Sonucu: Stres

Yalnızlık ve dışlanma hisleri, bunları yaşayan kişiler için önemli stres kaynağı olduğu için, hem doğrudan, hem de dolaylı yollardan sağlığa zararlı etkilerde bulunmaktadır. Hem stresin doğrudan kendisi, hem de dolaylı etkileri bu olumsuz sonuçlara neden olmaktadır.  Yalnızlık ve dışlanma hislerini uzun süre hisseden kişiler depresyona girerler. Sağlığa zararlı alışkanlıklar olan sigara ve alkolü yüksek miktarlarda tüketerek bir yönüyle acılarını ve duygusal incinmeyi gidermeye çalışırlar. Hiçbir madde, sigara ve alkol de dahil olmak üzere, duygusal acılarımızı geçirmeye yetmemektedir. Acıları, yaraları iyileştirmek gerekir. İyileştiren şey, yararlı olan bir şey olmalıdır ancak sigara ve içki hepimizin bildiği gibi zararlıdır. Ölümcül sonuçları olan alışkanlıklardır. Yalnızlığın ve dışlanma hislerinin acısını gidermeye yetmemektedir.

Yalnızlığı ve dışlanmışlık hislerini yaşayan insanlarla yapmış olduğumuz görüşmelerde, bu kişilerin yalnızlık ve dışlanma hisleriyle ilgili kendilerini suçladıklarını görürüz. Kendilerini ve sahip oldukları fiziksel özellikleri, parasal özellikleri ve kendilerine ait başka özellikleri yalnızlığa ve dışlanma hislerine sebep olarak görürler. Yazımızın başlarında da değindiğimiz gibi, yalnızlık ve dışlanma hisleri, sosyal anlamda geri çekilmiş, sosyal ortamda bulunmayan kişilere özgü hisler olarak görülse ve sosyallik arttığında bu hislerin de kendiliğinden ortadan kalkacağı düşünülse de, ne yazık ki durum öyle değildir. Konunun sosyallikle ilgili olduğu durumlar olsa da, sosyallikle ilgisi bulunmayan ve sadece kişinin iç dünyasında yaşanan duygusal bir durum olduğu durumlar daha fazla karşımıza çıkmaktadır. Yani kısaca, çok sosyal, çok gözde insanların hissettiği kronik yalnızlığın ve çektikleri dışlanma hislerini ve acılarını onların kendi içlerinde buluyoruz ve çözümü de yine orada gerçekleşmelidir. Bu konuyu birazdan daha da açacağız.

Düşüncelerde Duygusal Yalnızlık

Yalnızlık ve dışlanma psikolojisinin hisleri, insanın içinde kanayan ve iyileşmeyen bir yara gibi, yavaş yavaş insanın tüm gücünü kaybettiği, bazı zamanlar şiddetini artırarak insanın kendisini tümüyle çaresiz ve perişan hissetmesine neden olduğu bir durumdur. “Tek ve yapayalnızım” “Kimse beni ve hislerimi bilmiyor” gibi acı yalnızlık ve dışlanmışlık, ya da diğer bir deyişle duygusal yalnızlık ve duygusal izolasyon ifade eden olumsuz otomatik düşüncelerde belirgin artış görülür.

Her insanın ait olma, yakınlaşma ve diğer insanlarla samimi ilişkiler kurma ihyacı vardır. Yalnızlık ve dışlanma hislerinin ve bu psikolojinin yarattığı ruh haliyle insan kendi kendini anlaşılmaz bulur. Kendi kendisini anlaşılmaz bulsa da aslında kendisinin de sıradan, diğerleri gibi bir insan olduğu gerçeğini kabullenmesi zor olmaktadır. İhtiyaçları giderilmeyen, ihtiyaçlarının gerçekten insani ihtiyaçlar olduğunu kendisi dahi bilmeyen bir insanın kendisinde bir tuhaflık olmadığını kabullenmesi zordur.

Bazı kişiler, kendilerini olumlu anlamda etkileyip daha iyi hissetmelerine doğru giden yol tarif edildiğinde, hemen o yola girmek için sabırsızlanırlar. Bu insanlar yalnızlık psikolojisinden ve dışlanma hislerinden yeterince sıkıntı çekmiş olduğuna inanan ve bunlardan bir an önce kurtulmak isteyen, yüksek motivasyonlu kişilerdir. Bazıları ise, önceki gruptakilerle benzer bir biçimde yalnızlık ve dışlanma acısını çok çekmişlerdir ancak bunların üstesinden gelmek için gereken motivasyona sahip değildiler.

Motivasyonun Temelinde Duygular

Daha da derine inersek, motivasyonun da duygusal bir temeli olduğundan hareketle ifade edebiliriz ki, henüz yalnızlığı ve dışlanma psikolojisini yenmeye hazır bir duygusal zemine  sahip değildirler. Olumsuz duyguları çok şiddetli yaşamanın yarattığı hayal kırıklığı ve perişanlık bunda etkili olabilir. Ancak, yalnızlık hissini ve dışlanma psikolojisini yenmek de, bunlara peşinen teslim olup yenilgiyi kabullenmek de biz insanların kendi kararıdır. İnsan, özgür seçimi ile her ikisini de tercih edebilir. Benim yalnızlık ve dışlanma hisleriyle insanlara bir psikolog olarak önerim kesinlikle yalnızlık ve dışlanmak hislerine izin verirken (Bunlar için şikayet etmeden ve bunlardan kurtulmak zorunda olduğuna, bunların bir an önce kurtulunması gereken korkunç hisler olduğuna inanmaksızın, yalnızlığımızı ve dışlanma hislerimizi kabul ederek, daha iyi hissettiğimiz anlamına gelen daha olumlu hisleri hissedebilmemiz için gerekenleri yapmak).

Burada, bu yazıda yer vermek istediğim öneriler, yalnızlık ve dışlanma hisleri bulunan herkesin kolayca yapabileceği, ancak bunlardan fayda görmesi için gönüllü olması gereken davranışlardır. Ben önerdiğim için, ya da bir başkasının baskısı ve zorlamasıyla yapılan davranışlar, gönüllü olarak yapılan davranışlar kadar yararlı olmamaktadır.

Yalnızlık ve dışlanma hisleri bulunan insanlarımıza önerilerimizi özetle şu şekilde sıralayabiliriz:

Günlük Tutun

-Günlük tutun. Günlüğünüze düşüncelerinizi yazın. Diğer insanlara ifade etmekte zorlandığınız, kendi kendinize dahi ifade ederken anlatmak için kelime bulmakta zorlanmanıza neden olan duygularınızı, hislerinizi ifade ederek yazın. Bunları her gün ifade etmeniz ve yazmanız yararlıdır. En derin duygularınıza ve hislerinize dokunarak yazmaya gayret edin. Bizlere ilkokulda öğretilen günlük tutma alışkanlığında önemli ve önemsiz her şeyi yazardık: “Sabah kalktım, terliğimi giydim, yüzümü yıkadım sonra havluyla kuruladım. Sonra mutfağa gittim bir parça peynir ve 4 tane zeytin yedim…” gibi uzayıp giden ve önemsiz detaylardan oluşan bir günlük tutmanıza gerek yok. Sadece acı veren yalnızlık hislerini, dışlanma hislerini yazın. Yalnızlık psikolojisini oluşturan olumsuz hisler, olumsuz duygular ve düşünceleri, bir de size keyif veren, olumlu hisleri, olumlu duyguları ve düşünceleri günlüğünüze yazın. Günlüğünüzü gün içinde müsait olduğunuz bir zamanda yazabilirsiniz.

Keyif  Veren Etkinliklere Katılın

-Keyif veren etkinlikleri yapabildiğiniz ölçüde yapmaya başlayın. Haftada 3-4 gün dışarı çıkın, yürüyüş yapın. Yanınıza yürüyüş için bir arkadaşınızı ya da bir grup arkadaşınızı alabiliyorsanız onlarla beraber yürüyün. Grubun bir parçası olmak, yalnızlık ve dışlanma hislerinin üstesinden gelmenizde yardımcı adımlardan biri olarak işlev görür. Eğer beraber yürüyebileceğiniz biri ya da bir grup yoksa, o zaman tek başınıza yürüyün. Tek başına olmanın, tekliğin keyfini çıkarın. Diğer hobi ve aktivitelerde de aynı ilkeyi uygulayın. Birileri varsa da yoksa da mutlaka keyif alacağınız etkinliklere katılın, insanlarla bir arada olunan ortamlarda (kafe, lokanta, sinema, vapur, metrobüs, otobüs ve diğerleri) bulunun, grup içinde bulunun. Grupla ya da tek başınıza sinemaya gidin, tanıdığınız arkadaşlarınızla beraber gitmek için teklif edebiliyorsanız onlarla gidin, sinema ya da başka bir etkinlik için kimse ile birlikte gidemiyor iseniz tek başına gidin.

Yeni Arkadaşlar Edinin

-Yeni arkadaşlar edinin. İletişim kurmak sizin asıl ihtiyacınızdır. İletişim kurmak, anlaşılmak, bilinmek, tanınmak. “Ben” dediğiniz varlığı diğer insanların tanıması, bilmesi. Sizin de diğer insanları anlama, bilme, tanıma ve onlarla yakınlaşma ihtiyacınız olduğundan hareketle… Bu ihtiyacı giderecek yeni, samimi, içten arkadaşlıklar kurmak için yeni insanlar tanıyın.

-Yalnız kalmamaya özen gösterin. Yalnızlık ve dışlanma hislerinizi yendikten sonra, bu acıları geride bırakmanızdan sonra elbette ki siz de tek başına olmanın keyfini çıkarabilirsiniz. Ancak bu dönemde pek de yalnız kalmayın.

-Evde yalnızlığınızı gidermenize yardımcı olabilecek, dokunabildiğiniz bir evcil hayvan edinebilirsiniz. Ona bakmak, onun ihtiyaçlarıyla ilgilenmek, onu hissetmek ve onunla bağ kurmanın bizlere iyi geldiğini terapi çalışmalarımızda görüyoruz. Kediler, köpekler, kuşlar ve diğer evcil dostlarımız bizlerle yalnızlığımızı paylaşarak can şenliği ve sadık birer dost oluyorlar. Yalnızlık ve dışlanma hislerimizin üstesinden gelmemize bize yardımcı olabildikleri için şanslıyız.

Yalnızlık ve dışlanma hislerinde, psikoterapi de tek başına etkili olmaktadır. Psikoterapi, bir insanın bizi anladığı, duygularımızın anlaşılır kılındığı bir süreç olduğu için bir uzmanla iletişim kurmak ve onun tarafından bilinmek, yalnızlık ve dışlanma hislerinin ortadan kalkmasına belirgin biçimde yardım etmektedir.

Tavsiye Bağlantılar:

Online Psikolog Desteği

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir